Karavana 2

0
Engin US
Antropolog

Atalarımız Hunlar, atlarından inmeden beslenebilmek için eyerlerinin iki yanındaki ceplere yerleştirdikleri kurutulmuş etleri yerlerdi. Pastırma budur. Savaş koşullarında, çok büyük sayılarda ki ordularını nakledebilecek imkân ve kabiliyette idiler. Sayıları 100 Binlere varan orduları kilometrelerce uzaklara taşıyabiliyorlardı. Tırları, uçakları yoktu. Çok büyük tekerlekleri olan, bu sayede çamura saplanmayan ve gerektiğinde siper olarak kullanılabilen büyükbaş hayvanların çektiği, dev kağnı benzeri arabaları vardı. Yiyeceklerini yanlarında sürüler halinde taşıyorlardı. Özetle, bir ordunun nasıl besleneceği sorunsalı, atalarımızca mükemmelen çözüme kavuşturulmuştu.
Divan-ı Lügat-it Türk’te yer alan ‘Ay bitigi’ kavramı şöyle açıklanır; “Askerin adıyle azığının yazıldığı defter.” Başarının da sırrı budur. Gelenek budur. Aç insan çalışamaz, savaşamaz. En ihtişamlı orduları Ankara Ovası’nda vuruşturan Timur Ve Beyazıt da, her ikisi de Türklerde ki ordu geleneğinin çarpıcı örnekleridir. Bu savaşta 1 milyon asker savaşır ve tamamı Türk Boylarıdır. Ve 1 milyon yiğidin yiyeceği, içeceği, ezcümle ihtiyaçları için her halde ihaleye çıkılmamıştır.
Türkler “ordu millet” olarak da tanımlanıyor kimi tarihçilerce. Bu bir kültür tanımlamasıdır. Önemli ve özenle korunması gereken özümüzdür, güvenliğimizdir. Karl Marks bakın ne diyor kültür için; Kültür, doğanın yarattıklarına karşılık, insanoğlunun yarattığı her şeydir. Evet, bu “ordu düzme” işi bir kültür mirasıdır, çok değerlidir ve özenle korumalıyız, sakınmalıyız o mirası. Çocuğumuzu sakınır gibi kıskanç olmalıyız. Çünkü çocuğumuzu koruyan son tahlilde o geleneklerdir işte. Türklerin, Müslümanlığın önce kılıcı sonra da kalkanı olduğunda uzlaşır çoğu tarihçiler. Bu saptama bence de doğrudur ve öncesi, çok öncesi de var; Türkler hep savaşmıştır.
Bunca köklü geleneklerimize rağmen şimdilerde ordumuzu beslemek için ihalelere çıkılmakta ve ordumuzun beslenmesi özel şirketlere emanet edilmekte ve maalesef zehirlenme vakaları olmaktadır.
Geçtiğimiz yıl 23 Mayıs’ta Manisa’da zehirlenen çok sayıda askerimiz hastanelere kaldırıldı ve bir yiğidimiz şehit oldu. Zehirlenmeler sonraki günlerde de devam etti. Erat’ın beslenmesi için ihaleye çıkıldığı ve özel bir şirketin elbette kâr amaçlı aldığı ihale ile üstlendiği işi beceremeyip çocuklarımızı zehirlemesi ve bir çocuğumuzun da şehit olması, hepimizi derinden yaraladı. Türk Ordusu’nun geleneği ve tarihi hakkında derinlemesine bilgisi olanları ise ayrıca üzdü bu haber, kahretti.
Hani o gerekli olan çok mal ve servet “Er at tutguka neng tavar tü kerek”, kimlerin gözünü döndürdü de para kazanma hırsına kurban edildi ciğerparelerimiz? Ne hakla? Biz onları size emanet ettik. Emanet ettik, geleneklerimize güvendik, okşadık, kınaladık, dualar ile emrinize verdik. Zehirlendi ciğerparelerimiz.
En eski atalarımızdan bu yana ordumuz yiyeceğini içeceğini kendi imkânları ve güvenlik ile sağlamıştı oysa. “ER AT” zehirlenmesin diye önce komutan yerdi. Biliyoruz, vahşi kapitalizm çağındayız ve çağa uygun davranan insanımız çok, pek çok. Toplumsal ilerlemenin bu aşamasına uygun bir davranış bu ve elbet geçecek bir hastalıktır, tamam anladık da işte o binyılların ordu geleneğimiz bari vahşi kapitalizmin vahşi kapitalistlerinin vahşi kar hırsına kurban edilmese yeğdi. Nasıl bakacağız öte dünya da atalarımız Mete’nin, Bilge Kağan’ın Bayezid’in, Timur’un, Çanakkale Şehitlerimizin yüzüne? Atatürk’ümüzün yüzüne, nasıl
bakarız? Vahşi kapitalizmin, vahşi kapitalistlerinin vahşi kar hırsına ciğerparelerimizin yaşamsal ihtiyaçlarını emanet ettiniz.
Yine aylardan Mayıs ve içime kurt düştü. Düştü işte. Çocuklarımızın kâr amaçlı kişilerce zehirlendiğini artık bundan öte kesinlikle duymak istemiyorum. “KARAVANA” bizimdir, bu gelenek bizimdir ve güvenliğimizi sağlar. Mutlaka sahip çıkalım. ER AT’ın beslenmesi, yeniden geleneğimize uygun düzenlenmelidir.
Bizi yönetenler, çok üzülerek izliyorum ki bazı paha biçilmez geleneklerimizin öneminin farkında değiller, bilenlere de danışmıyorlar, bilginin önemi yok. Bedelinin ağır olduğunu gözlemliyoruz, “görmeyene göstermek” bizcileyin çabamız, nihayetsiz çaba olmamalıdır.
Büyük Türk Milleti’ne derin saygılarımla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here